"SÖZDE"??????...
Veeee...
Yol açtğı "YANILGI" ve "YENİLGİ"ler...


Seneler senesidir bu kelime ile iç içeyiz.
"Söz"den (yani "kelam") türetilmiş bir sıfat.
Antik Yunanca'daki LOGOS'un muadili!
Tüm bilim isimlerinin (dilimize Fransyzca okunuşlarıyla giren, arkeoloji, paleontoloji, psikoloji, sosyoloji..... gibi) türetildiği, gizemli kelime. Öylesine esrar dolu ki, Kitab-ı Mukaddes'in ikinci bölümü "Yeni Ahit" (yani, "İncil") "Önce kelam vardı..." diye başlar.

"Sözcük" (yani, "kelime") de, yin
e bu kavram içeriği çok derin "söz"ün bir türevi. Sözcük'ler olmadan nasıl düşünür, okur ya da yazarız?

Ancak, sözcük'ler de birer vasıtadır. Tıpkı, bir bıçak ya da otomobil gibi. Bıçakla kumaş biçmek de mümkün, birinin karnını deşmek de. Otomobille insa
n sevdiği ile seyrana da çıkabilir, bir ağır hastayı hastaneye de yetiştirebilir, veya küçük bir çocuğu ya da bir kedi yavrusunu ezebilir.

Sözcükler de, içerikleri doğru anlaşılmadığı ya da ısrarla hatalı kullanıldığı zaman, yanlış amaçlara hizmet ediyor
. Dahası, uzun vadede yol açtığı zararın beklenen yararı kat be kat aşması bir yana, kullanan gülünç duruma da düşürebiliyor.

"Sözde" de böyle.
"Sözde, damat adayının hanları, hamamları varmış...." dendiğinde, bu "...mış/...muş"lu söylem, adamın mal varlığı hakkında bir şüpheyi ifade eder. Gerçekte var olmayan, mevcut bulunmayan, varmış gibi görünen ya da gösterilen herşeye dair şüphe kastedilir. Günlük hayatımızda hepimiz kullanırız. Bu bağlamda, pek de hata yapmayız.

Peki, ya siyasi bağlamda?
Senelerdir
, sabah akşam "sözde Ermeni yasa tasarısı" ile yatıp kalkıyoruz. Çocukluğumda da vardı bu konu. Ölüp gideceğiz, korkarım, yine sonu gelmeyecek.

Türk hariciyesi, Osmanlı'dan tevarüs ettiği değerleri ile -son otuz yılda maruz kaldığı aşınmaya rağmen- dünyanın seçkin tradisyonlarından birine sahiptir. Ancak, cumhuriyet hükümetlerinin Osmanlı geçmişimize nasıl sahip çıkılacağı meselesini -kendi içinde- makul zeminde halledemeyişi, Ermeni soykırımı iddiaları ile başa çıkılmasını -bence- imkansız kılan bağ neden
.


İlber Ortaylı Hocam'ın (28 Ocak 2001) "Kırmızı Koltuk"ta söylediği gibi, tarih yapan koca bir millet, kendi tarihini yazmamış! Yazılmayınca da bilinmiyor. Bilinmeyince de, başkalarına anlatılamıyor. Bir kör döğüşüdür, gidiyor.

Kişi ya da devlet olsun
, pek farketmiyor. YÜZLEŞMEK ZOR İŞTİR!
Tarihini nasıl taşıyacağını bilemeyen devletler zorda kalır; haksız yere köşeye sıkıştırılma zeminini de kendi elleriyle hazırlar. Bizim başımıza gelen de bu!

Ana siyaset ya da yaklaşım doğru saptanmayınca, bulunan
"sözde" yöntem de aksıyor. Hele hele içeriği saptırılan kelimelere sığınmak, düpedüz, komik.

"Sözde" Ermeni soykırım tasarısı ne demek? Son aşamada, Fransa'da "tasarı" olmaktan da çıktı, "yasa" olarak parlamentoda kabul de gördü. Tasarıya "sözde" demek ye
tmedi, şimdi de kanuna "sözde" deniyor. Parlamentoda, o celsede mevcut üyelerin ittifakla kabul ettiği bir yasa nasıl "sözde" olur? Adama, "Kardeşim, siz hayal aleminde yaşıyorsunuz." demezler mi? "Sözde" kelimesinden böylesine medet ummak, bir kelimenin "sözde" gücüne -bakın, burada da, "sözde"yi doğru kullanıyorum- bu kadar umarsızca sığınmak doğru mu?

Yanlış olduğu çok açık. Zira, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin bellediği bu yolun "yol" olmadığı, her seferinde, görüldü. Daha kaç sefer yaşayacağız, ay
nı "yanılgı" ve "yenilgi"yi?

Osmanlı'nın Ermeni soykırımı yapmadığı aşikar. Tarihimiz boyunca bize en yakın olmuş,
kültürümüzle kaynaşmış bir milleti niçin yok edelim. Savaş içinde, zorunlu olarak alınmış
tedbirler, beceriksizlik, intikam ya da yağma seb
ebiyle, istenmeyen ölümlere yol açtı. Ama,
Osmanlı'yla savaşan askerini ne derece koruyabildi ki?

Soykırım iddiaları ispatlanamadı.
Osmanlı yöneticilerinin böyle bir niyeti olsaydı bile, soykırım, en başta, sistemli bir uygulama gerektirdiğinden, eski dey
işle "tatbik mevkii"ne konması mümkün değildi. Zira, Osmanlı'nın son yüzyılında sistemli yapılan iş bulmak zor. Sistemli iş kotarmak, Türk milletinin sahip olduğu hasletler arasında yer almıyor, ne yazık ki...

Yanlış anlaşılmasın. Solculuk belasına, günah
ları ve sevaplarıyla, tarihimle iftihar ettiğimi hep gizlemeye çalışsam da, geçmişimizde, her millette görülenden fazla bir kusurumuz olmadığını -her yeri geldiğinde-ferasetle anlatmışımdır. Ancak, diplomatik planda, siyasi hasımlarımızın hangi noktalarda arkadan dolanıp birer puan kaptığı, bizim de niçin ve nasıl gafil avlandığımız, bu yazının sınırlarını aşıyor.

Kastım, "sözde" kelimesinin ardına gizlenmekle, bırakın cümle alemi, kendimizi bile kandıramayacağımız gerçeğinin altını çizmek. Tıpkı, Kıbrıs m
eselesinde olduğu gibi... Tüm dünyanın tanıdığı bir devlete, "Kıbrıs Rum yönetimi" demekle ne kazandık şimdiye kadar? Bir an önce, kendi stratejilerimizi gözden geçirsek de, kendi çalar, kendi oynar hesabı, daha fazla gülünç olmasak bari.

Bu, işin tarih b
ilinci yönü.
Bir de, "sözde"nin başına gelenlerin, İngilizce'deki "so-called" kelimesinin makus talihi ile benzerliği meselesi var. "So-called" dendiğinde, bizdeki "güya" ya da "sözde"nin yanısıra, düpedüz "denilen/ adı o olan" da kastedilir. Üniversite öğrencisi iken, ilk tercüme çalışmalarıma bağladığımda, ikisini birbirine karıştırıp hocamdan, hiç unutamadığım okkalı bir fırça yemiştim. "Her so-called gördüğünde cart diye sözde'yi yapıştırmayacaksın. Ağzına biber sürerim, ona göre!"

Yaaa... "Dayak cenn
etten çıkmadır"ın geçerli olduğu, hayırlı bir durum... Bizimkilerin ne yazık ki, bu saatten sonra, "sözde" derken, 'diye adlandırılan' demek istemiştik şeklinde kıvırtma şansı da kalmadı artık. İyisi mi, biz, bundan böyle, "sözde"ye daha fazla yüklenmekten vaz geçelim.


ONU SEVİYOR…